Türkiye’de Hile Denetimleri Gerçeği

Türkiye’de Hile Denetimleri Gerçeği
Yazar: Dr. Erdal Kalkan

Hile, modern işletmeler açısından yalnızca finansal kayıplara yol açan bir olgu değil; aynı zamanda kurumsal itibar, paydaş güveni ve sürdürülebilirlik üzerinde doğrudan etkileri bulunan çok boyutlu bir risk unsurudur. Küreselleşme, dijitalleşme ve finansal işlemlerin artan karmaşıklığı, hile türlerinin çeşitlenmesine ve denetim yaklaşımlarının yeniden değerlendirilmesine neden olmuştur.

Türkiye’de hile denetimleri uzun yıllar boyunca iç denetim ve bağımsız denetim faaliyetlerinin doğal bir uzantısı olarak görülmüş, bağımsız bir uzmanlık alanı olarak yeterince kurumsallaşamamıştır. Oysa hile denetimi, yalnızca muhasebe kayıtlarının doğruluğunu test etmeyi değil; kasıt unsuru taşıyan eylemleri tespit etmeyi ve önlemeyi amaçlayan disiplinler arası bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

Hile kavramı, kasıtlı olarak gerçekleştirilen ve çıkar sağlama amacı taşıyan aldatıcı davranışlar bütünü olarak tanımlanmaktadır. Association of Certified Fraud Examiners (ACFE) tarafından yapılan sınıflandırmaya göre hileler; varlıkların kötüye kullanılması, yolsuzluk ve finansal tablo hileleri olmak üzere üç ana başlık altında incelenmektedir. Bu sınıflandırma, hile denetiminin kapsamını önemli ölçüde genişletmektedir.

Hile denetimi, denetçinin üst düzey profesyonel şüphecilik yaklaşımını benimsemesini gerektirir. Bu süreçte denetçi, yalnızca finansal verileri değil; örgütsel davranış kalıplarını, iç kontrol ortamını, etik kültürü ve yönetim yapısını da bütüncül bir bakış açısıyla analiz eder.

Türkiye’de uygulamada karşılaşılan temel sorunlardan biri, hile denetimlerinin büyük ölçüde reaktif bir nitelik taşımasıdır. Çoğu işletmede hile denetimi ancak ciddi bir finansal kayıp veya hukuki süreç sonrasında gündeme gelmektedir. Proaktif ve önleyici hile denetimi uygulamaları ise sınırlı sayıdadır.

Bu durumun nedenleri arasında; hile denetiminin uzmanlık alanı olarak yeterince tanınmaması, sertifikalı hile denetçisi sayısının yetersizliği, üst yönetimlerin hile riskini düşük görme eğilimi ve kurumsal etik kültürünün zayıflığı yer almaktadır.

Türkiye’de hileyle mücadeleye ilişkin yasal düzenlemeler Türk Ticaret Kanunu, Vergi Usul Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ele alınmaktadır. Ancak bu düzenlemeler, hile denetimlerinin nasıl yürütüleceğine ilişkin uygulamaya dönük ayrıntılı bir çerçeve sunmamaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye’de hile denetimleri kurumsal yönetişim sistemleri içerisinde henüz hak ettiği stratejik konuma ulaşamamıştır. Etkin bir hileyle mücadele için güçlü iç kontrol sistemleri, etik liderlik, veri analitiği temelli denetim yaklaşımları ve uzmanlaşmış insan kaynağı birlikte ele alınmalıdır.

Kaynakça
ACFE (2022). Report to the Nations: Global Study on Occupational Fraud and Abuse.
Arens, A. A., Elder, R. J., & Beasley, M. S. (2020). Auditing and Assurance Services. Pearson.
BDS 240 – Finansal Tabloların Bağımsız Denetiminde Hile.
Türk Ticaret Kanunu (6102).
Wells, J. T. (2017). Corporate Fraud Handbook. Wiley.

 

The Reality of Fraud Audits in Türkiye
Author: Dr. Erdal Kalkan

Fraud is not merely a source of financial loss for modern organisations; it also represents a significant threat to corporate reputation, stakeholder confidence, and long-term sustainability. The increasing complexity of financial transactions and rapid digitalisation have intensified fraud risks worldwide.

In Türkiye, fraud auditing has traditionally been perceived as an extension of internal or external auditing rather than as a distinct professional discipline. This perception has limited the institutionalisation of systematic and preventive fraud audit practices.

Fraud is generally defined as an intentional act designed to deceive others for personal or organisational gain. According to the Association of Certified Fraud Examiners (ACFE), occupational fraud consists of asset misappropriation, corruption, and financial statement fraud.

Fraud auditing differs fundamentally from traditional financial auditing. While conventional audits aim to provide reasonable assurance regarding financial statements, fraud audits adopt a forensic mindset based on heightened professional scepticism and interdisciplinary investigative techniques.

In practice, fraud audits in Türkiye remain largely reactive. Most organisations initiate fraud-related investigations only after substantial losses or legal consequences arise. Preventive fraud audit mechanisms remain limited, particularly among small and medium-sized enterprises.

The Turkish legal framework addresses fraudulent acts primarily through sanctions. Standards such as ISA 240 require auditors to consider fraud risk; however, they do not mandate comprehensive fraud audits. This distinction is frequently misunderstood in practice.

In conclusion, fraud auditing in Türkiye remains underdeveloped despite its growing importance. Strengthening fraud audit practices requires specialised expertise, integrated governance structures, advanced data analytics, and alignment with international best practices.

References
ACFE (2022). Report to the Nations: Global Study on Occupational Fraud and Abuse.
Arens, A. A., Elder, R. J., & Beasley, M. S. (2020). Auditing and Assurance Services. Pearson.
International Standard on Auditing (ISA) 240.
Wells, J. T. (2017). Corporate Fraud Handbook. Wiley.
Turkish Commercial Code No. 6102.